Referanslar

Ytong ürünleri kullanılan bazı referanslar

Troya Müzesi

KÜNYE

Troya Müzesi

Troya Müzesi’nde malzemelerin "dogal haliyle" kullanılmaları prensibini benimseyen Mimar Ömer Selçuk Baz, bölücü duvar olarak Ytong düsey donatılı duvar panellerini kullandı. Baz, "Üretim seklinin ziyaretçilere yansımasını istiyor, duvarların da bir dili olması gerektigine inanıyorduk. Bu kapsamda Ytong’u tercih ettik ve arzu ettiğimiz görünümü sağladık" diyor.

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve yaklaşık 5000 yıllık geçmişi olan Troya ören yerinden çıkarılan arkeolojik eserler, Çanakkale’nin Tevfikiye Köyü’nde Troya Müzesi’nde sergileniyor. 3.000 m2 sergi salonu olmak üzere toplam 9.000 m2 kapalı insaat alanına sahip müze projesi için 2011 yılının ocak ayında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından "Troya Müzesi Ulusal Mimari Proje Yarısması" düzenlemişti. 132 projenin katıldığı yarışmada Mimar Ömer Selçuk Baz’ın da ortağı olduğu Yalın Mimarlık ekibinin hazırladığı proje birinci seçilmiş ve projenin inşaatı 2013’ün Eylül ayında baslamıstı. İnşaat ve teşhir-tanzim çalışmaları 2015 yılında tamamlanan Troya Müzesi insaatında Mimar Ömer Selçuk Baz’ın çözüm ortaklarından birisi de Ytong oldu.

Projede sergi blogu hariç kalan bölümler, meyilli bir çatı ile mevcut topografya kotlarına entegre edildi. İçerideki bölücü duvarlar, meyilli olan ve 4.5 ile 8.5 metre arasında değişen yüksek tavanlarla doğrudan bir ilişki kurmak zorundalar. Malzemelerin doğal haliyle kullanılmaları prensibini benimseyen Mimar Ömer Selçuk Baz ise bu alanlarda bölücü duvarın nasıl olması gerektiğiyle ilgili ciddi bir arayışa girmiş. "Üretim seklinin ziyaretçilere yansımasını istiyor, duvarların da bir dili olması gerektiğine inanıyorduk. Bu kapsamda Ytong’un düşey donatılı duvar panellerini tercih ettik. Sonunda da arzu ettiğimiz bir görünüm sağladık" diyen Baz, projedeki farklı bir uygulamanın da 8.5 metre yüksekliğindeki duvarlarda olduğunu ifade ediyor. Ytong duvar panelleri standart olarak 6 metre boyunda üretildiğinden, aradaki farka bir çözüm bulunması gerektiğini ve sonunda çözümün yine Ytong yetkililerinden geldiğini belirten Baz, "Sorunu, ekli düsey duvar panelleriyle çözdük. Levhalar düşeyde birbirlerine bağlanabiliyorlardı. 8 metre yüksekliğin, tek bir levha olarak değil de arada bir bağlantı ile çözülmesi mümkün oldu. Bu da Türkiye’deki ilk uygulamaydı. Ayrıca Ytong düşey duvar panelleri, diğer duvar alternatiflerine göre iki-üç kat daha hızlı imalat yapılmasına imkan verdi" diyor ve Ytong’un projeye katkılarıyla ilgili su yorumlarda bulundu:

DUVARLARIN İLK TESTİ DEPREMDE YAPILDI

"Bu zamana kadar Ytong’un blok duvar malzemelerini birçok projemizde kullanmıştık fakat hiç karşılıklı masaya oturup konuşma ihtiyacı duymamıştık. Troya Müzesi’nde ise böyle bir bilgi alışverişine ihtiyacımız oldu. Ytong yöneticileri de bizimle birlikte hem proje hem de insaat aşamasında çok çalıştılar. Duvarların yapımında Ytong’un insaat yüksek mühendisleri, sahada uygulamanın doğru yapılıp yapılmadığına dair sürekli kontroller yaptılar. Basta hem bakanlık yetkililerinin hem de müteahhidin 8 metre yüksekliğindeki duvarlarla ilgili endişeleri vardı. Hesaplar yapıldı ve şantiyede 8 metre yüksekliğinde numune bir duvar üretildi. Sonuçta gerçekten çok sağlam bir duvar olduğu görüldü. Ytong duvar panellerinin en önemli özelliklerinden birisi ise yangına karsı dirençli olmaları. A1 sınıfı yanmaz malzemelerden üretilmesinin yanında uzun süreli yangına dayanımı olan paneller, müzede sergilenen değerli eserlerin korunumu açısından da önem teşkil ediyor."

ÖREN YERİNE SAYGILI BİR PROJE: TROYA MÜZESİ

Troya Müzesi, yeryüzüne minimum ipucu bırakan, biraz geri planda duran ve ören yerine saygılı bir proje olarak dikkat çekiyor. Projede tüm destek işlevleri yeraltındaki tek bir kata toplanmış. Bu kat yeryüzünden algılanmayan, üzeri peyzajla örtülü bir kat. Sergi yapısı bu katın içerisinden, yeryüzündeki bir yarıktan toprak üstüne yükselen 32x32 metre boyutlarında kare planlı robust bir obje olarak algılanıyor. Atölyeler, depolar, giriş, işlikler, konferans salonları ve teknik hacimler bu kare planlı sergi yapısının etrafını saracak şekilde düzenlenmişler. Sergi yapısının dört tarafında söz konusu destek işlevlerini ayıran ve bağlayan bir sirkülasyon bandı dönüyor. Bu sirkülasyon bandı ziyaretçilerin sergi yapısını ve kısmen içeriğini başka aktiviteler sırasında da algılamalarını sağlıyor. Bu haliyle müze kompleksi, dışarıdan peyzaj içerisine oturtulmuş topraktaki bir yarıktan yükselen dev bir arkeolojik bulgu olarak algılanıyor.

Ziyaretçiler yapıya 12 metre genişliğinde bir rampadan aşağıya inerek giriyorlar. İnerken ufuktaki yapıya doğru yaklaşıyorlar, peyzaj ve yeryüzü yavasça kayboluyor; geriye gökyüzü ve yapı kalıyor. Ziyaretçi içeri girdiğinde kendini bir sirkülasyon bandında buluyor. Pas kırmızısı, toprak rengi sergi yapısı şeffaf çatıdan yeryüzüne doğru yükseliyor. Paslanmış metal (corten) kaplı yapı, bu haliyle topraktan çıkarılmış kırılmış testiler ve çömlekler gibi biraz çizilmiş, bozulmuş, kendine özgü dokusuyla ardında bir yaşanmışlık olduğunu hissettiriyor. Yapı kabuğu üç tarafından dönen rampayı bir gömlek gibi sarıyor, ziyaretçileri rampaya ve sergiye davet eder gibi zeminden 2,5 metre yukarıda asılı duruyor. Zemin kattaki sirkülasyon bandı, dört tarafındaki konferans salonu, satış birimleri, işlikler, atölyeler, yönetim gibi destek işlevleriyle sarılı. Sirkülasyon bandından tüm işlevlere ve sergi yapısına ulaşmak mümkün. Ayrıca atölyeler yine sirkülasyon bandı üzerinde şeffaf cepheleri ile belirli zamanlarda ve periyodlarda ziyaretçilerin restorasyon ve bakım çalışmalarını izleyebilmelerine olanak sağlayacak şekilde düzenlenmişler. Rampalar ile yavaşça yukarı çıkmaya başlandığında cephedeki yarıklardan coğrafya, tarlalar ve Troya kalıntıları görülüyor. Çatıya ulaşıldığında ise dev bir seyir terasına çıkılıyor.

Bize Ulaşın