Yenilikçi Çözüm: Ytong Ev Tasarımları
Heyecan Verici Bir Süreç Yaşadık

Yenilikçi Çözüm: Ytong Ev Tasarımları <br> Heyecan Verici Bir Süreç Yaşadık

Türk Ytong’un geliştirdiği, Ytong Ev adı verilen sistem dahilinde hazırlanan 4 farklı tipte müstakil ev projesi, ofisiniz tarafından tasarlandı. Bu proje için seçilmeniz ve tasarımların yapılması sürecini sizden dinleyebilir miyiz?

Emre Engin: Öğrencilik döneminde katıldığımız Ytong Mimari Fikir Yarışması 2015’de eş değer mansiyon ödülünü kazanarak, Ytong ekibiyle Marsilya gezisinde vakit geçirme şansı bulmuştuk. Tüm ödül grubu için çok güzel bir fırsattı. Bu dönemden sonra kendileriyle iletişimimiz devam etti. Bu proje için bizimle iletişime geçilmesinin arka planı bu şekilde oldu. Proje fikrini ilk duyduğumuz andan itibaren çok heyecanlandık ve bu işin içinde yer almak istedik.

Nergis Kahraman: Tasarım sürecimize gelirsek; bu projeyi adeta bir yarışma projesi gibi ele aldığık. 4 tip olarak üretilecek bu konutların kullanıcısı olarak herhangi bir muhatap yoktu karşımızda. Dolayısıyla bunu bir “case study”e dönüştürerek farklı yaş gruplarına, farklı ölçekli ailelere (ya da bireysel kullanımlara), farklı tasarım zevklerine hitap eden öneriler geliştirmeye çalıştık ve bu süreçte çokça alternatif denedik.
Ana konulardan biri bu projenin yığma yapı sisteminde yapılacak olmasıydı. Daha önce çok fazla çalışma imkânı bulmadığımız bu sistemle ilgili uzun araştırmalar ve okumalar yaptık. Aynı zamanda Ytong malzemelerini teknik açıdan çok daha detaylı bir şekilde inceledik. Bizim için hem çok keyifli hem de çok öğretici bir süreç oldu.

Müstakil hazır konut projelerinin mimari tasarım kararları hakkında bilgi alabilir miyiz?

N.K: 4 tipten oluşan bu hazır müstakil ev projelerinin öncelikle pratik bir şekilde uygulanırken aynı zamanda farklı bağlamlarda üretilebileceği ‘yer’lere uyum sağlamasını hedefledik. Yapıların herhangi bir alandan bağımsız olarak üretilmesi başta problem gibi gözükse de daha sonrasında bizleri özgür kılan bir duruma dönüştü. Tasarımda çıkış noktamız; ev sıcaklığını veren, sanki yıllardır oradaymış hissiyatına sebep olacak, çevresinde hegemonya yaratmayan ama aynı zamanda kendi içerisinde iddialarını koruyan mekânlar üretebilmekti.

Bizler için ‘ev’ kavramı; bir yerle hemhal olmayı, aidiyeti ve kalıcılığı simgeler. Bu durum adeta bir alana kök salmaya benzediğinden, ağaç olgusuyla ilişkilendirilebilir. Projelerimizin konseptini de bu ilişki üzerinden ele aldık. Önerilen 4 farklı tasarım; farklı iklimlerde yetişen, farklı hikâyelere sahip 4 farklı ağaç türüyle özdeşleştirildi.

E.E: ‘Ytong Ev’ projesi kapsamında, isimlerini; birbirlerinden farklı ağaç türlerinden ilham almış dört farklı tasarım bulunmakta.

Dört farklı tasarımın ortak noktası, kullanıcılarına pozitif hissiyat sunan mekânlar oluşturabilmek üzerinden şekillendi. Bu noktada, evlerin esnek bir plan şemasında tasarlanmasına özen gösterdik. Yığma yapı sisteminin ana malzemesini oluşturan Ytong Taşıyıcı Panel Duvar’ların kolay uygulanabilme özelliğine ek olarak, esnek bir planlama ile kullanıcıların farklılaşan isteklerine uyum sağlayabilecek modüler bir tasarım ürünü elde etmeye çalıştık.

Yapıların tasarımını etkileyen bir diğer önemli faktör ise, bu yapıların farklı iklim koşullarına adapte olabilmesi ve bu adaptasyonu fiziksel mekânda temsil edebilecek mekânlar oluşturmasıydı. Örnek olarak, soğuk bir iklimde yer alması planlanan Meşe tipinde, toplu bir planlama, içedönük bir yaşam, küçük doğrama açıklıkları tercihiyle birlikte, bulunduğu coğrafyada sıklıkla karşılaşılan kar, yağmur gibi yükleri taşıyabilecek sürdürülebilir yapıların tasarlanmasını esas aldık. Diğer bir taraftan, ılıman iklim özelliklerine sahip bir bölgede yer alması planlanan Zeytin tipinde ise, yapılar doğayla iç içe kurgulanmış bir şekilde açık planlı ve geniş teraslı olarak ele alındı.

Tasarladığınız projeler içinde yaşayanlara ne gibi ayrıcalıklar sunacak, sürdürülebilirlik kapsamında projeye entegre ettiğiniz stratejiler neler oldu?

N.K: Bence en önemlisi herhangi bir mimarlık ofisiyle çalışma imkânı olmayan ya da projelendirme için zamanı bulunmayan kullanıcılar için çok büyük bir avantaj. Mimarlığın lüks olmaktan çıkıp herkes için tasarlanıp, ele alınması gereken bir kavram olduğunu düşündüğümüz için işin bu tarafı bizi oldukça tatmin ediyor.

Pandemiyle birlikte en büyük ayrıcalığın doğayla hemhal olma hali, nefes alma noktaları olduğunu fark ettiğimiz için projelere düşünülen teraslar ve balkonların bu ihtiyaçları karşılayacağını düşündük.

Sürecin başından beri projeyi şekillendiren sürdürülebilirlik kavramı, aynı zamanda proje içerisindeki malzeme tercihlerinde de önemli bir parametre oldu. Cephelerde kullanılması planlanan tüm malzemelerin projelerin uygulanacağı coğrafyada bulunan yerel taş veya ahşaplardan seçilmesi, inşa aşamasında ortaya çıkan lojistik masrafları ve zaman açısından kayıp oluşturmaması, yerel ekonomi ve zanaatkârların kalkınması amaçlanarak tercih edildi.

E.E: Bir diğer önemli nokta ise yapıların doğayla iç içe tasarımı hedef olarak belirlemesiydi. Yeşil dokunun olabildiğince evin bir mekânı olarak hissedilmesi amaçlandı. Evlere isimleri veren ağaçların özellikle evin en çok vakit geçirilen alanlarıyla, doğrudan ve görsel olarak ilişki içinde olması sağlandı.

Sürdürülebilirlik kavramını destekleyen bir diğer önemli nokta ise yapıda kullanılan Ytong ürünleri oldu. Üretim aşaması, inşaat aşaması da dahil olmak üzere çevreye salınan CO2 gazının diğer yapım tekniklerine oranla çok daha az olması bu yaklaşımımızı destekledi.

Gelişen teknoloji ile dönüşen dünyada iş yapış şekillerinizde nasıl bir değişiklik yaşanacağını öngörüyorsunuz?

N.K: Gelişen teknoloji, her sektörü o kadar etkiliyor ki biraz da şaşkınlıkla yeni haberleri takip ediyoruz. Bilgisayar programlamasındaki gelişmeler; BIM, bilgisayar destekli tasarım vb. olarak zaten bir süredir alıştığımız bir şekilde ciddi anlamda zamandan tasarruf etmemizi sağlarken, tasarım anlamında da ciddi bir özgürleşme alanı yaratıyor. Teknoloji; çalışma şekillerimize bu şekilde yansırken, son kullanıcıya ulaşma anlamında da görev alıyor. Artık VR ile yapılan sunumlar oldukça yaygınlaşmaya başladı. Bu teknoloji; yapıların sunum aşamasında, işveren veya kullanıcı tarafından çok daha kolay anlaşılmasını sağlamaktadır. Kripto para ile satılan sanal mimari projeden sonra teknolojiyi göz önünde bulundurmadan artık bu dünyaya ayak uydurulamayacağı gerçeğini bizce hepimiz bir kez daha anladık.

Mimarlığın sürdürülebilir ve ekoloji boyutuyla ilgili görüşlerinizi ve çalışmalarınızdaki pratiğini öğrenebilir miyiz? Yeşil sertifika sistemlerini bu anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?

E.E: Mimarlığın her anında bu kavramları düşünmemiz gerektiğini inanıyoruz. Fakat işin uygulanması kısmına gelindiğinde ne yazık ki bu kavramlar sadece sunumları süsleyen sayfalar haline geldiğine ne yazık ki kendi projelerimizde bile denk geldik. İşin üzücü tarafı konsept aşamasında herkesin önemsediği kavramlar iken maliyet kısmı devreye girdiği an, işveren tarafında düşünceler tam tersi olabilmektedir.

Bu konu üzerine aslında çok bir güzel bir çalışma yapmıştık. 2015 yılında Güney Afrika’nın Durban kentinin konut ihtiyacına yönelik ahşap yüksek katlı konut yapısı yarışmasına katılmıştık. Bu yarışma kapsamına aslında yapı malzemesi olarak ahşabı seçtiğimizde ekolojiye zarar yerine nasıl bir katkı sunduğumuzu fark ettik.

Bu tasarımın hikayesi de ağaçların yetiştiği yer olan ormanlarda başlar. Endüstriyel ormanlarda yetiştirilen ağaçlar yapıda kullanılarak ekosisteme zarar verilmemektedir. Ayrıca bu ağaçlar üretilirken CO2 absorbe edilmiş, O2 üretilmiştir. Diğer bütün yapı malzemeleri ise üretimi sırasında ekosisteme çok ciddi zararlar verilmektedir. Ahşap yapı malzemesi kullanılarak yeni bir yaşam döngüsü oluşturulabilir. CO2 salımının çok fazla olduğu dünyamızda endüstriyel ormanlar artırılarak CO2 absorbe edilerek doğaya verilen zarar engellenebilir.

Bir yıldır içinde bulunduğumuz pandemi gerçeği tüm ezberlerimizi bozdu. Bu durumun farklı fonksiyonlara sahip mekânsal yansımaları hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

N.K: Pandemiyle birlikte insanların ‘ev‘ kavramının yeniden bilincine vardığından bahsedebilirim. Bu süreçte evin kullanım şekilleri, mekânsal büyüklükler ve yarı açık alan ihtiyaçları gibi durumlar sorgulanmaya başlandı. Özellikle büyük kentlerde yaşayan insanlar, gün geçtikçe artan yoğun yapılaşmadan kaçma arzusu ve pandemide uzaktan çalışma imkânıyla birlikte, doğaya kaçış alternatifi olarak, bahçe içerisinde yer alan müstakil bir evde yaşam sürme arzusu içerisinde oldular. Veya bunun yerine, hızlı çözüm olarak evlerinde belirli seviyelerde değişiklikler yapmaya başladılar.

E.E: Ayrıca pandemi ile birlikte insanların çalışma ortamlarında da dönüşümler yaşanmaya başladı. Bu süreçte açık ofis kavramları yeniden sorgulanırken, evden çalışma imkânıyla birlikte ofis yapılarının gerekliliği de sorgulanmaya başlandı. Aynı zamanda, ofiste çalışma ile evden çalışma sisteminin olumlu ve olumsuz yanları da tartışılmaya başlandı. Bununla beraber şirketler, ofisleri için yeniden bir planlama ve organizasyon değişikliği yapmaya başladılar.

Gelecekteki tasarım dünyasının belirli bir kavram ve betimlemeler üzerinden sınırlandırılamayacağını düşünüyorum. Durmadan değişim gösteren dünyada net yargıların doğru olmadığı inancındayım. Örneğin bugün, pandemi öncesinde çok az inşa edilen bahçe dubleks dairelerin pandemi ile birlikte çatı katı dubleksi yerine tercih edilmeye başlandığını görüyoruz. Şimdilerde ise bu duruma paralel bahçeli yapılarda artış olduğunu görüyoruz. Bu yüzden şunu söylemek çok daha doğru olacaktır; gelecekte oluşacak herhangi bir duruma da adaptasyon olacak ve bunun sonucunda o anki sorunlara cevap verecek tasarımlar ortaya çıkacaktır.

16.6.2021